Son izlediğim filmler – 2

Son günlerde birkaç film izleme şansı buldum yine. Birbirinin ardından reklamsız ve durmaksızın izlemenin tadı da bir başka…

Lafı uzatmadan filmlere gelelim. Neler izlemişiz bir bakalım: The Devil Wears Prada, Elizabethtown, R.V., She’s The Man, Music and Lyrics, Disturbia ve Man of the Year.

The Devil Wears Prada‘daki oyunculuğuyla Meryl Streep en iyi kadın oyuncu dalında Oscar’a aday gösterilmiş fakat kazanamamıştı ancak aynı dalda Altın Küre ödülünün sahibi olmuştu. Film New York moda dünyasının abartılı görüntüsü altında yaşananları anlatıyor. Moda dergileri, kıyafetler, koşuşturmalar hesaplar… Vakti olan izleyebilir. Eğlence niyetine… [6/10]

Elizabethtown, bir kadın (Kirsten Dunst) ve bir erkek (Orlando Bloom) iki yabancının hayatlarının kesişmesi hikayesi üzerine kurulmuş, romantik-komedi tarzında bi film… Esas oğlanın hayatında birtakım köklü değişiklikler ortaya çıkıyor ve esas kızımız da tam bu anda devreye girip esas oğlanın hayata bakış açısında değişiklikler yapmasını sağlıyor. Kendisini özgürleştirmesine yardımcı oluyor. Akıcı, keyifli, komik, hafta sonu filmi, tatlı…. [8/10]

R.V., mealen Amerika’da karavanlara verilen kısaltmaymış. Başrolünde Robin Williams’ın olduğu bir aile komedisi… Yalnızca R.Williams olduğu için izledim, severim kendisini… İşi ve ailesi arasında kalan adamımızın bir karavan seyahatiyle her ikisini de aynı anda idare etme çabaları üzerine kurulmuş iyimser bi film. Keyifli, neşeli, baştan sona kahkahalar attırmasa da güldürüyor. [7/10]

She’s the Man, Amerikan Pastası tarzında bi gençlik komedisi. Senaryosunun yazımında Shakespeare’in 12. Gece adlı eserinden yararlanılmış. Esas kızımız iyi bi futbolcu ancak kendi okulundaki kız takımı dağıtılınca, erkek kılığına girerek derslere girmeyen ikiz erkek kardeşinin yerine okula giderek futbol takımına kapağı atmak için uğraşıyor ve ardından olaylar gelişiyor. Amerikan Pastası serisinin tadını vermiyor ancak izlenebilir, izlenilmese de pek bi şey kaybedilmiş sayılmaz. [5/10]

Music and Lyrics de yine bi romantik komedi. Başrollerinde esas oğlan olarak Hugh Grant ve esas kız olarak da Drew Barrymore bulunuyor. H. Grant 1980li yıllarda başarılı bir pop şarkıcısı olarak ünlenmiş fakat eski başarısını sürdürememiş, okul balolarında ve açılışlarda şarkı söyleyerek hayatına devam eden bir şarkıcı rolünde. Ünlü bi şarkıcının kendisine bir şarkı yapması teklifiyle olaylar gelişiyor. Başlarda zorlanan esas oğlan, esas kızla karşılaşmasıyla birlikte işin üstesinden geliyor. İzlenebilir, izlenmese de pek bi şey kaybedilmez. [5/10]

Disturbia bir gerilim filmi… Okuldan 3 ay uzaklaştırılarak ev hapsine mahkum edilen genç eleman, yapacak bi şey bulamayınca etrafını ve komşularını izlemeye alıyor. Sokağında yaşayan bir adamın seri katil olduğuna dair şüpheleri var. Yeni taşınan güzel komşu kızıyla birlikte olayı araştırmaya başlıyorlar ve olaylar gelişiyor. Birkaç gerilim sahnesi dışında pek fazla bir şey sunmuyor film. Çerez niyetine, başka bir şey olmazsa izlenir, izlenmese de olur yani. [5/10]

Man of the Year, yine Robin Williams’ı kadrosunda bulundurduğu için izlediğim bi komedi filmi. Amerikan siyasi hayatına dair ufak taşlamalarda bulunan filmde, R.Williams televizyonda program yapan bi komedyen rolünde… Programlardan birinde seyircilerden yöneltilen başkan olmayı hiç düşündünüz mü sorusuyla olaylar gelişiyor, Williams kendini başkanlık yarışında buluyor ve bir şekilde başkan oluyor. Keyifli, izlenebilir. [7/10]

Bu yazı 463 defa okundu.

This entry was posted in Sinema+Dizi. Bookmark the permalink.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir