Son izlediğim filmler – 6

Şu sıralarda, daha önce de yazdığım üzere, Türk filmlerini izliyorum birbirinin peşi sıra. Bir yönetmen çarpıyor gözüme adını önceden duyduğum fakat hakkında pek okumadığım, neler yaptığını bilmediğim bir adam: Zeki Demirkubuz. Türk sineması hayatına kaldığı yerden devam ediyor ve Zeki Demirkubuz gibi isimler Türk sineması için büyük bir değer olarak kendilerini sinemaya adamakla hayatlarını geçiriyorlar.

Filmlerini izlemeden önce bu kadar akılda kalıcı, bu kadar derine işleyen, adeta akla kazınan senaryolar ve oyunculuklarla karşılaşacağımı pek düşünmemiştim Kader filmini izleyene kadar. Bu filmi izledikten sonra sayısı 10′u geçmeyen bağımsız Zeki Demirkubuz filmlerinin tamamını izlemeye karar verdim ve bekleme odası dışında diğer tüm filmleri izledim. Kısaca diğerleri de beklediğim tadı verdi.

Kader filmi hakkında 21 Ekim’de son izlediğim filmler 3 başlığı altında değinmiştim. İzlediğim diğer Demirkubuz filmlerine gelecek olursak aralarında şunlar bulunuyor: Yazgı (2001), İtiraf (2001), Üçüncü Sayfa (1999), Masumiyet (1997) ve C Blok (1994)

Demirkubuz yönetmenliğini yaptığı tüm bu filmlerin aynı zamanda senaristliğini de yapmış. Filmleri dram ağırlıklı hikayeler olmakla birlikte, bana göre Türkiye’nin sayılı kaliteli oyuncuları arasında bulunan Haluk Bilginer, Güven Kıraç, Başak Köklükaya, Derya Alabora, Fikret Kuşkan, Vildan Atasever, Engin Günaydın gibi isimler de oynadıkları rollerle bütünleşerek filmlerde üzerlerine düşeni eksiksiz şekilde yerine getirmişler ve gerçekten kaliteli işler ortaya çıkmış.

Demirkubuz filmleri üstüne belki sayfalarca yazı yazılabilir ama özetlemek gerekirse filmler fazlasıyla bizden, bu topraklardan…

Hikayelerin hepsinde bizim acılarımız, aşklarımız, sevgilerimiz, kaderlerimiz, ihanetlerimiz, aldatmalarımız… Tokat gibi yüze çarpan gerçeklikler…

* * *

Ödüller:

6. Ankara Film Festivali, 1994, C-Blok, Umut Veren Yeni Yönetmen
6. Ankara Film Festivali, 1994, C-Blok, Umut Veren Yeni Senaryo Yazarı
34. Antalya Film Şenliği, 1997, Masumiyet, Dr. Avni Tolunay Özel Ödülü
21. Siyad Türk Sineması Ödülleri, 1999, Üçüncü Sayfa, En İyi Senaryo
36. Antalya Film Şenliği, 1999, Üçüncü Sayfa, En İyi Senaryo
36. Antalya Film Şenliği, 1999, Üçüncü Sayfa, Behlül Dal Jüri Özel Ödülü
11. Orhan Arıburnu Ödülleri, 2000, Üçüncü Sayfa, En İyi Yönetmen
19. İstanbul Film Festivali, 2000, Üçüncü Sayfa, En İyi Türk Yönetmen
38. Antalya Film Şenliği, 2001, Yazgı, En İyi Yönetmen
13. Ankara Film Festivali, 2001, İtiraf, Mahmut Tali Öngören Özel Ödülü
13. Ankara Film Festivali, 2001, İtiraf, En İyi Yönetmen
24. Siyad Türk Sineması Ödülleri, 2002, İtiraf, En İyi Senaryo
21. İstanbul Film Festivali , 2002, Yazgı, En İyi Yönetmen
21. İstanbul Film Festivali , 2002, Yazgı, FIPRESCI Ödülü
14. Orhan Arıburnu Ödülleri, 2003, Bekleme Odası, En İyi Film
23. İstanbul Film Festivali, 2004, Bekleme Odası, En İyi Yönetmen
43. Antalya Altın Portakal Film Festivali, 2006, Kader, En İyi Film

* * *

İtiraf filmi üzerine Zeki Demirkubuz’un kendi ağzından:

Yalnızca kendi geçmişimi bile gözden geçirmem, bütün öykümün hayallerim ve gerçekliğin arasına sıkışmış kalmış bir trajedi olduğu duygusunu hissetmeme yetiyor. Aklımın, bilincimin ve bütün hayat bilgimin, ruhumuzun derinliklerinde gizlenmiş, uyutulmuş isteklerimize, özlemlerimize yetemediğini fark ediyorum.

Biraz sonra öleceğimizi söyleseler ve geriye ne kaldı diye düşünsek, kalanın yalnızca çektiğimiz acılar, keder ve hüzünden ibaret olduğunu hissedermişiz gibi geliyor bana. Tesadüfen mutlu yaşamış ya da yaşıyor olanlar da karşı çıkamazlar bu gerçeğe. Geçmişimizin, çocukluğumuzun en güzel anıları bile, yitirdiğimiz bir dünyanın acı veren özlenişi değil midir? Yaşadığımız en güzel anlarımızda, biraz sonra bitecek olmanın hüznü ve korkusu yok mudur? Ve zamanın anlamı yalnızca geride kalan değil midir? İtiraf, ifadesi bize ancak sanatın bağışladığı bir dille mümkün olan, insanın bu trajedisini anlatma isteğinden doğdu. İnsanın gerçekliğini fiziksel ve açıklanabilir koşullar üzerinden değil, nedensiz bir ruh halinin peşine düşerek kavramaya çalışma isteğinden doğdu. Çünkü insanın bir aşk uğruna, bütün hayatını heba edebileceği, sonsuz çileler çekebileceği bilincinin kabulü ancak sanatın anlamlandırdığı, anlaşılabilir kılabildiği bir zeminde mümkündür.

Bu yazı 470 defa okundu.

This entry was posted in Sinema+Dizi. Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir