Author Archives: HK

Geride kalan bir “o zaman”


Askerlik sonrası tatil için gittiğim Alanya’dan Cuma sabahı Ordu’ya döndüm. Yaklaşık 2 haftalık tatilim boyunca Alanya’nın görülmesi gereken yerlerinden birçoğunu gördüm, yedim, içtim, denize girdim, bolca yürüdüm. Görülmeye değer bir yer tıpkı diğer turistik ve tarihi yerler gibi…

Askerlikteki o insan kalabalığının ardından şimdi her yer sakin ve tenhaymış gibi geliyor. Büyük bir boşluk varmışçasına ya da herkesin işi var da bir yerlerde bekliyormuşçasına…

Sivil hayata alışmak ilk günlerde mümkün olmasa da, takip eden günlerde geride en ufak bir iz bırakmıyor. İnsan sadece hatırlamak istediklerini hatırlıyor.

Göle’de geçirdiğim 4 ay boyunca hiç unutmayacağım tek şey soğuk hava, kar ve beyaz renk. Öyle bir beyaz renk ki 12 Mayıs’ta bile yağan karla kendini belli eden. Mayıs ayında kar görmek sanırım bana olduğu gibi pek çok kişi için de büyük sürpriz. Umarım tekrar karşılaşmam.

iyisi, kötüsü, soğuğu, karı ve kışıyla askerliği de arkamda bıraktım. Hep beklediğim “o zaman”lardan biri daha tarih oldu. Şimdi önümde, Mardin’deki gibi, alabildiğine uzanan, uçsuz bucaksız o geniş düzlüklerden var. Hayatım artık bu düzlükler üzerinde akıp gidecek iyisi, kötüsü ve yaşanacaklarıyla… Her şeye yeni bir başlangıç için İstanbul’a gideceğim, oraya yerleşeceğim, işe gireceğim, çalışacağım, para kazanacağım ve tüm bunlar olurken bir yandan da yaşlanacağım. Bu ömre neler sığacak bilinmez ama bu ömrü iyi şeyler için tüketmek ve biraz gamsız olmak gerekiyor sanırım. Öyle her şeye takılıp dolanmadan, kısıtlanmadan yaşamak…

Şimdilik Ordu’dayım, kardeşimin 13 Hazirandaki mezuniyet töreninden birkaç gün önce Kayseri’ye gideceğim. Yine bu ay içinde belli olmayan bir tarihte İzmir ve İstanbul’a uğrayacağım birkaç günlük ziyaretler yapmak ve dost meclislerine katılmak için.

Bu yazı 407 defa okundu.

Etiketler: , , ,

Nihayet

Bitti, bitecek, az kaldı derken sonunda askerlik de bitti. Ben de rahata kavuştum şimdilik. Şimdilik diyorum çünkü bundan sonrası, her ne kadar sivil de olsam, düşündüğüm kadar kolay geçmeyecek. Bir yandan iş arama faaliyeti, ardından bulunan işte çalışma, devamlılık sağlama derdi derken yıllar alıp başını gidecek. Bunlara daha sonra değinirim.

Göle’den 16 mayıs sabahı ayrılarak, normalde Erzincan’daki toplanma merkezine gelmemiz gerekirken, Erzurum’daki toplanma merkezine getirildik. Orada bir gece kaldıktan sonra, 17 mayıs sabahı Erzincan’a geldik. Benden önce çıkması gereken birçok insan hala oradaydı. Benim de bu yüzden geç çıkma ihtimalim vardı 1 gün ama gerçekleşmedi. Çok şükür!

Göle’den Erzurum’a 4, Erzurum’dan Erzincan’a 2, Erzincan’dan da Alanya’ya 20 saat süren yolculukların ardından nihayet sivil hayata, insanların arasına karıştım.

Askerlik yapılmalı mı gerekli mi konularına girmeye gerek görmüyorum ama insana kazandırdığı şey var mı sorusuna ne yazık ki olumsuz cevap veriyorum.

Bu yazı 420 defa okundu.

Etiketler: , ,

Mayıs karalamaları

12 gün sonra, 14 Ocak 2008 tarihinde geldiğim -ama buraya geldiğim için hiç memnun olmadığım- Ardahan/Göle’den 16 Mayıs’ta nihayet ayrılıyorum. Çıkış tarihim, ikamet ettiğim adres Ordu olduğundan 1 gün yol izniyle birlikte 17 Mayıs olarak hesaplandı. 16 Mayıs’ta Erzincan’da bulunan toplanma merkezine ulaşmamızın ertesi günü terhis mahiyetinde izne ayrılıyorum ve askerliğim fiilen bitiyor. Nihayet!

Hep beklediğim o gün giderek yaklaşıyor ama bir türlü gelmiyor gibi sanki. Havanın bir türlü düzelmemesinden, soğuk havadan, dolu ve yağmur yağdığından olsa gerek içinde bulunduğum ayın Mayıs olduğunu idrak etmekte güçlük çekiyorum. Sanırım hayatımın askerlikte geçen kısmı hariç tümünü deniz kenarında geçirmemin bunda etkisi büyük… Bugüne kadar hiç bu kadar soğuk bir Mayıs ayı yaşadığımı, rüzgarda içimin titrediğini ve hala uzun kollu giydiğimi hatırlamıyorum ama sanırım 2008′in Mayıs ayı hatıralarım arasında kalıcı bir yer edecek daha öncekilerden epey farklı olduğu için…

Bu yazı sanırım Haziran ayının ilk haftasına kadar yazacağım son yazı olacak. Erzincan’dan ayrılacağım gün olan 17 Mayıs’ta, teyzemin yazlığına gelmemiz konusunda yaptığı davet üzerine Alanya’ya doğru yola çıkıyorum. Annemin 8 Mayıs’ta yola çıkmasının ardından ben de soluğu doğrudan Alanya’da alacağım. Daha önce görmediğim ve görülmesi gereken bir yer olması nedeniyle gitmek konusunda oldukça sabırsız ve heyecanlıyım. Bunda askerliğin de etkisi yüksek doğal olarak…

Aylarca soğukta yaşamaktan bıkmış olan ben Alanya’daki sıcaklık karşısında ne yapacağımı kestiremiyorum!

Mesaj atan, arayan ve bir şekilde haberleşme imkanı bulduğum tüm dostlara selamlar!

Hayatı bekletmeyin, ne yapacaksanız “bugün” yapın!

Bekle beni 17 mayıs!

Bu yazı 405 defa okundu.

Etiketler: , ,

Kpds


Nihayet beklenen gün 2 Mayıs geldi çattı. Malum, sınav her şehirde yapılmadığı için sınava Trabzon’da KTÜ’de girmek zorunda kaldım. Daha doğrusu aylar öncesinden Trabzon’u mecburen tercih ettim. Bilmeyenler için, KPDS’nin açılımını da vereyim: Kamu Personeli Dil Sınavı. Çeşitli memur alımlarında bazen şart olarak konuluyor ve İngilizce’den en az 80 almanız isteniyor genellikle uzman yardımcılığı pozisyonları için.

Çıkmış soruları çözerken biraz da olsa gramer ve kelime bilgisinden çekindiğimi söylemem gerek. Bu tereddütlerle sınava girdim fakat o da ne! Sorular gayet basit, anlaşılır ve çözülebilir!

Sınavın en başında kitapçığı tararken gözlerim zor soruları aradı ama karşılığını bulamadı. Velhasıl iyi bir sınav oldu. Akademik IELTS belgem var (YÖK’ün denklik tablosuna göre IELTS: 6,5 = KPDS: 85) ama yarın öbür gün nolur nolmaz, sınav şartlarından TOEFL ve  IELTS denkliklerini kaldırıverirler neme lazım. Burası Türkiye!

Umarım 9 Mayıs’taki ALES de böyle rahat ve sorunsuz geçer.

Bu yazı 477 defa okundu.

Etiketler: ,

Bindik bir alamete


Günlerdir aklımda bir yabancının ölümü yer alıyor. Kim bu yabancı, bize mi yabancı, erkeklere mi, Türklere mi, insanlara mı bilemiyorum. Tek bildiğim hunharca tecavüze uğrayıp katledildiği…

Hukumuza göre o bir yabancı, o bir İtalyan ve o bir kadın… Bana göre idealleri olan masum bir insan(dı). Hoşgörünün ve adaletin beşiği olarak kabul edilen ve bize de öyle öğretilen bu topraklarda hayatını kaybetti. Ne için, ne amaçla, ne uğurda? Yalnızca barış gibi bir değerin hala var olduğunu, en azından yaşatılmaya çalışıldığını ve barışın anlamını biraz olsun insanlara tekrardan hatırlatmaktı onun amacı. Sırf bunun için evinden çıktı ve yollara düştü. gazetede bu yolculukla ilgili haberi okuduğumda umarım Türkiye’den rahat bi şekilde geçer ve son durağı İsrail’e ulaşır demiştim kendi kendime. Birkaç gün sonra kendisinden haber alınamadığı haberiyle karşılaştım, ardından da en son bulunduğu yerle ilgili haberi. Korktuğum başıma gelmişti. O gencecik kadın, bir sapık, katil, insanolmayan, yaratık, hilkatgaribesi, nedersenizdeyin tarafından katledilmişti.

Başımdan aşağı kaynar sular dökülürken, etrafıma dönüp şöyle bi baktım. Acaba bu gibi potansiyel sahibi kaç tanesiyle bir arada yaşıyordum? Kaçı sapık derecesinde takıntılıydı? Namus konusunda mangalda kül bırakmayan delikanlı bozuntularının kaçı aynı şeyi yapardı? Eşine, kızına, kız kardeşine karşı bu kadar korumacı olan bu toplumun erkekleri, söz konusu yabancı bir kadının cinayeti olunca neden bu kadar müsamaha sahibi olabiliyorlardı? Kadın kuruluşlarından neden bu kadar az ses çıkabiliyordu? Dayak, şiddet, tecavüz ve ensest ilişkiler neden hala bu kadar yaygındı? Bunların cevabını sanırım hiç bulamayacağız ve ben yakın zamanlarda “bana bu ülkede yaşanmaz artık” diyen arkadaşlarımı ikna konusunda oldukça zorlanacağım.

Aynı düşünceleleri paylaşan tüm “insan”ların başı sağolsun.

Güle güle Pippa.

Bu yazı 390 defa okundu.

Nisan karalamaları

[6 Nisan 2008]

Yusuf kardeşimin hatırlatmasıyla fark ettim ki 20 güne yakındır yazı yazmamışım… Bunun temel nedeni kendimi buranın monotonluğuna ve keyifsizliğine kaptırmış olmam. Günler birbiriyle aynı ve en ufak bir değişiklik yok burda. Batı kesimlerde hava ısınmışken, tişörtler giyilmeye başlanmışken, kar yağışıyla güne uyanmak -ki bir de hafta sonuysa- hiç neşeli olmuyor. Bugünle birlikte 41 günüm kaldı. 30lar, 20ler derken 10lara, ardından da tek haneli sayılara ulaşıp evime gideceğim. Her şeyi kaldığı yerden devam ettirmeye çalışacağım.

Günler dediğim gibi birbirinin kopyası… Tatsız, tuzsuz, renksiz ve soğuk… Burada zamanımın tamamen boş geçtiğine ikna olmuş durumdayım. Hiçbir şey yapmadan duruyoruz, sabah yoklaması, öğle yoklaması ve yat yoklaması. Arada kalan zamanlarda da yemek, uyku ve televizyon… Bu 40 gün nasıl geçip gidecek ve ben ne zaman İstanbul’a gideceğim? Şu anda aklımdan hiç çıkmayan 2 şey bu.

10 güne kadar, piyade taburu iç güvenlik görevlendirmesiyle buradan ayrılıyor. 5 bölükten yaklaşık 100 kişi kadar insan kalacak burda. İşte o zaman bomboş kalacağız spor yok, yoklama yok, hiçbir şey yok..

Burada çok sıkıldım, bir an önce dönmek istiyorum evime. Rahatça internete girmek, istediğim şeyleri yemek ve içmek, keyifle istediğim kanalda istediğim şeyi izlemek istiyorum. Her şeyi, herkesi çok özledim. Hayatın, yaşananların değerini çok daha iyi anladım ve sanırım değiştim.

Bu yazı 432 defa okundu.

Etiketler: , ,

Mart karalamaları

[11 Mart 2008]
Mart ayının ilk karalamasını bu akşam yapıyorum. Arkamda 90 gün bırakmış, terhisime her geçen gün biraz daha yaklaşır durumdayım. 65 günüm daha var. Dün bölüğün 40 kişi hariç tümü atış ve sair eğitimler için burdan Oltu’ya hareket etti. Plana göre bugün öğleden sonra gelmeleri gerekirken, sağanak yağmur yüzünden aynı günün gecesi saat 02.00′de geri döndüler.

Akşam olduğunda çiğköfte hazırlıklarına başladık. Soğanlar temizlendi, domatesler doğrandı, bulgur yoğrulmaya başlandı ve bu böyle uzunca bir süre devam etti. Çiğköfteyi kısa dönem arkadaşlardan acemiliğini Oltu’ta yapan Bilal yoğurdu. Elleri dert görmesin! Askerde bulunduğum süre içinde geçirdiğim en iyi akşamdı ve hayatımda yediğim en güzel çiğköfteydi.

2 gündür sabah 7-akşam 7 devriyesindeydim ve her 2 saatte bir nöbetçileri değiştiriyordum. Hava ısındığı için karlar iyice eridi ve zemin oldukça kötü hale geldi. Yürümekte zorlandığımız oluyor zaman zaman. Hele ki en uzaktaki nöbet yeri olan 5 nolu mevziye nöbet değişimi için giderken… Bata çıka yürüyoruz, suya, çamura, kara… Neyse ki 2 gün devriyenin ardından bugün ve yarın nöbetim/devriyem yok. Biraz dinlenmem gerek, tabii buna fırsat kalırsa… devamı »

Bu yazı 447 defa okundu.

Etiketler: , ,

4 yılda 1

Benim için özel bir tarih olmasa da, herhangi bir anlam taşımasa da 29 Şubat’lar, zamanın hızla geçip gittiğinin bir göstergesi. Bundan önceki 29 Şubat’ta (2004) üniversitede 1.sınıf öğrencisiyken bugün itibariyle görevinin bitmesine 75 gün kalmış bir askerim. 29 Şubat’lar, insan hayatını ister istemez bir bilgisayar oyununun aşamaları gibi bölümlere ayırıyor ve oyun hiç durmadan devam ediyor. Bazen tökezleyerek, bazen de zorlanarak… Oyundaki gibi yeniden başlamak için yedek haklarımız veya sağlık paketlerimiz olmuyor, yaralarımızı bizim sarmamız gerekiyor her seferinde. Bu yara izleri de her 29 şubat’ta kayboluyor ancak. Ne kadar derin, ne kadar büyük olursa olsun 4 yılda hiçbir şeyden hiçbir iz kalmıyor bu yaralardan. Oyun yeni darbe ve yaralanma sürprizleriyle akıp gidiyor.

Her 29 Şubat aslında bir bitiş ve bir başlangıç aslında. Bir dönüm noktası ya da kimilerine göre şubat ayının diğerleri gibi çöpe atılan artık takvim yaprağı…

Bu yazı 407 defa okundu.

Şubat karalamaları

[15 Şubat 2008]
Şu sıralar yazmak için pek bir vaktim ve malzemem yok. Bugün itibariyle kalan gün sayısı 90. Kısa dönem askerler olarak rütbelilerin pek umrumda değiliz. Açıkçası bizden pek hoşlandıklarını da sanmıyorum. Yıllardır profesyonel olarak çalışan rütbeli personelin 5 ay askerlik yapan üniversite mezunu insanlara asker gözüyle bakmamalarını pek kabullenemiyorum. Bize karşı olan tavırlarını, hal ve hareketlerini de beğenmiyorum. Sanki üniversite mezunu olarak 5 ay askerlik yapmak suçmuş gibi, satın alınmış bir hakmış gibi muameleler gördüğümüz oluyor. Mantıksızlığın sınırlarının zorlandığı anlarla karşılaştığım oluyor. Tahammül etmekte zorlandığım oluyor ara sıra ama hep diyorum ki, bu günler geçip gidecek ve ben hatırlamak istediğim yerleri, zamanları ve kişileri hatırlayacağım. Hiçbir şey için mecburiyet hissetmeyeceğim. mayıs ayının 15′inde askerliğim bittiği andan itibaren de zorunlu olarak hiçbir şey yapmak durumunda kalmayacağım ki bu benim hayatım boyunca en çok değer verdiğim şeylerden biri… Özgürlük hissi, istediğini, istediğin zaman yapabilme imkanı… Emir yok, şart yok, kural yok. İyisi, kötüsü, zorluklarıyla sivil hayat her şartta güzel ve keyifli…

Şubat soğuğuyla geçirdiğim bu günler, Mayıs güneşiyle son bulacak ve ben yarı açık cezaevi olarak nitelendirdiğim bu yerden bir daha dönmemek üzere ayrılacağım ve zihnimin bir köşesinden hiç çıkmayan sivil hayatıma durdurduğum yerden devam edeceğim. Gülüp eğleneceğim, güzel yemekler yeyip güzel içkiler içeceğim, belki yeniden aşık olacağım, terk edileceğim, aldatılacağım ve bunun gibi daha nice şeyler başıma gelecek ama hayat döngüsü benim için hep bir şeyler ifade etmeye ve bana öğretmenlik yapmaya devam edecek. devamı »

Bu yazı 400 defa okundu.

Ocak karalamaları

Son çarşı iznime çıktığımda yazmıştım aşağıdakileri fakat sitenin teknik birkaç sorunu nedeniyle yazım silinmişti. Ben de tekrar yazdım ve siteye aktardım. Umarım bir daha aynı sorunla karşılaşmam…

* * *

[17 Ocak ’08]
17 ocak gününün akşamındayım, yatmaya hazırlanıyorum. Yazdığım bu yazıyı karanlıkla baş etmeye çalışarak karalıyorum. Günler susuz ve soğuk. Anlatılamayacak derecede dondurucu, insanın nefesini kesici türden. Artık beyaz renk görmek istemiyorum. Bu sabah saat 10.30′da çıktığımız intikal günün en önemli olayıydı. 13.30′da kışlaya geri döndüğümüzde geride 20 km. yol yürümüş, terlemiş ve yüzümüz donmuş vaziyetteydik. Nasıl devam edeceğim, günlerin nasıl geçeceği konusunda en ufak bir fikrim yok. 17 haftanın biri bitmek üzere, kalacak 16…

[18 Ocak 2008]
37.günü de geride bırakmış durumdayım. Ayaklarımda gün boyunca süren bir ağrı var. Rahat vermeyecek derecede hissettiriyor. Cumartesi ve pazar günü dışarı çıkamıyorum. Evraklarım tamamlanmadığı için çarşı izni bu haftalık yatmış durumda. Etrafı tanımaya devam ediyorum fakat burası başka bir dünya. Kendi kuralları, kendi değer yargıları, kendi sistemi işliyor bir şekilde. Alışılmadık, sıradışı… İdrak sorunları yaşıyorum mütemadiyen… devamı »

Bu yazı 512 defa okundu.